gündem

Bumerang - Yazarkafe

...

...
SAĞLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
SAĞLIK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Neden bu kadar çok tüp bebek merkezi açıldı sanıyorsunuz?

Geçenlerden tesadüf eseri bu haberi okudum, sonra bir daha okudum, bu tür söylentiler duyuyordum ama neden ve nasıl yapıldığını ayrıntılı şekliyle anlatan bu yazıyı sizlerlede paylaşmak istedim.gerçekten şok oldum,yorumlarınızı almak isterim.

yazı aynen yayınlıyorum
22 May 2012-Mine Şenocaklı-Gazetevatan

Limona, portakala, domatese verilen olgunlaştırmayı durdurucu hormon yüzünden! Çiftçi diyor ki, “On dönüm limon bahçem var. Ama hepsinin aynı anda olgunlaşmasını istemiyorum. Bazı ilaçlar var, bunları atıyorum, ürünün olgunlaşmasını durdurabiliyorum.” Dolayısıyla çiftçi dönüm dönüm toplayabiliyor ürünü. İyi de, bir şeyin olgunlaşmasını ilaçla durdurduğunuz zaman bunun içinde illa ki bir kalıntı kalır. O kalıntı insanda da olgunlaşmayı durdurucu etki yapar. Ne olur? Spermler olgunlaşamaz, yumurta olgunlaşamaz. Dolayısıyla bir üreme sorunu, kısırlık ortaya çıkar. Yani biz hastalıkları kendi ellerimizle yaratıyoruz!


- Hocam, dünkü bölümde “Bu yoğurtlar artık neden ekşimiyor diye araştırmaya başladıktan sonra, tarım ilaçlarıyla ilgili bir inceleme yapmak gerektiği ortaya çıktı” demiştiniz. Peki ne buldunuz?
Bir kere bu konuyu doğrudan inceleyemiyorsunuz. Türkiye’de iki şeyi çok doğrudan inceleyemezsiniz zaten; tarım ilaçlarının analizini yapmak çok zordur. Kalıntı analizini yapmak ise ihtisas laboratuvarı gerektirir. Ağır metal analizi yapabilirsiniz, onun metodu daha kolaydır. Ama tarım ilacı dediğiniz zaman ihtisas analizi gerekiyor. O analizi yapabilen laboratuvarlar da bunu bir ücret karşılığı yapıyor. Ne kadar örnek götürürseniz o kadar büyük maliyetler çıkıyor. Onun üzerine ben de, “Acaba Türkiye’de yapılmış doku kalıntı çalışması var mı?” diye baktım. Zaten mesele de oradan çıktı. Bir pazar günü Google’a üç anahtar kelime girdim, “Doku, pestisist ve Türkiye” diye... Bu üçünün karşılığında Türkiye’den yapılmış en az 15 araştırma çıktı. Bu araştırmalar Türkiye’de değişik illerde yapılmış. Bunların içinde Maraş da var, Manisa da var, Ankara da var. Mesela anne sütleri üzerinde araştırma yapılmış. “Tarım ilacı kalıntısı var mı?” diye... Ayrıca ameliyatlar sırasında insanlardan yağ dokusunu alıp, tarım ilacı kalıntısı var mı diye analiz etmişler.


- Yani anne sütünde ve insanın yağ dokusunda tarım ilacı kalıntısı olup olmadığına bakmışlar?
Evet... 1985’den itibaren her iki yılda kapsamlı bir araştırma yapılmış böyle. Bu araştırmaların büyük bir kısmı başlangıçta DDT ile ilgili. Sonra DDT yasaklandı. Ama kullanım devam etmiş, bu aşikâr...


- DDT, bildiğimiz böcek ilacı değil mi?
Evet. Zamanında bunlar sıtma kontrolünde kullanılan ilaçlar.


- Araştırmaların sonucunda ne çıkmış?
Hepsinde bir pozitiflik var. Yani, tarım ilacı kalıntısı var. Belli ki biz bu ürünleri yemişiz ve dokuda kalmışlar.


- Ne miktarda yersek dokuda kalıyorlar?
Ne miktarda yendiğinden ziyade, sürekli yiyor olmak önemli. Bu tarım ilaçlarının çoğu yağda çözünür ilaçlardır. Bu yüzden yağ dokusunda kalırlar. Yağ dokusunda kaldığı zaman da birikicidir. Uzun süre vücutta kalır, atılmaz, yıkılmaz ve birikmeye başlar bu kalıntılar. Birikmenin de olmasının ana gerekçesi, bu tarım ilaçlı gıdaların sürekli olarak yenilmesi. Arkasından Karadeniz’deki ırmak açılışlarındaki ekosistem incelendiğinde de sonuç aynı çıkmış. Orada yaşayan tüm canlıların dokularında, insanlar da dahil, tarım ilaçlarının kalıntılarına rastlanmış. Ben bunun üzerine, “Türkiye’den tarım analizleri: Zehirleniyoruz” diye bir yazı yazdım. O sabah Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı Müsteşarı Vedat Mir Mahmutoğulları aradı. “Efendim, biz tarım ilacı kullanımına çok dikkat ediyoruz. Şimdi pulverizasyonla ilaçlama yapıyoruz” dedi.


- Pulverizasyon nedir?
Yani yukarıdan uçaktan ilacı tarlaya atmaktan değil, tarlanın içinden, en yakından ilacı atmaktan bahsediyordu. Bunlar olumlu şeyler ama denetim yeterli değil. Dedim ki, “Sayın Müsteşarım, lütfen siz bize analizlerde neye baktığınızı, neyi bulduğunuzu söyleyin ki bize bir fikir versin, en azından biz hastalar açısından bulunduğumuz durumu bir analiz edebilelim.” Aksi takdirde bu bir bilinmezlik noktası. Ama dediğim gibi bu 15-16 çalışma, bilimsel çalışma, oralardan belli sonuçlara gidebiliyoruz.


- Yapanlar kimler?
Hepsi Türkiye’den... Hacettepe Üniversitesi de yapmış, Akdeniz Üniversitesi de, Çukurova Üniversitesi de... 2010’da Ağustos ayında yayınlanmış bir çalışma var mesela. Adana’da morgdan doku örnekleri almışlar. Adana’da vefat etmiş insanların doku örneklerinin bütününde tarım ilacı kalıntısı var. Orası tarım havzası. Akdeniz Tıp Fakültesi Onkoloji Bölümü’nden arkadaşlarla konuşuyoruz. Diyorlar ki, “Bize en çok hasta Kumluca bölgesinden geliyor.” Çünkü Kumluca da tarım havzası. Dün de söylemiştim; iki yıl önce Akdeniz Üniversitesi Onkoloji Bölümü’ndeki arkadaşlarımız Sağlık Bakanlığı ile ortak bir toplantıda bunu dile getirdiler. “Lenfomalar ve kemik iliği kanserlerinin çoğu Kumluca’dan geliyor” dediler. Kumluca sadece Antalya’nın değil, Türkiye’nin de en önemli tarım üretim merkezi. Bir çiftçinin bizzat bana anlattığına göre, çiftçi tarım ilacını uygulamanın yöntemini de bilmiyor. Tarım ilacı poşetini açıyor, eliyle, havaya, ağaçların üzerine doğru fırlatıyor. Avucuyla, nereye, ne kadar konarsa...


- O sırada kendisi de soluyor...
Tabii... Ağaçtan, fideden önce kendisi alıyor tarım ilacını. Şu anda çiftçilerin arasında ciddi bir kanser sorunu var zaten. Mesela ben buğdaya atılmıyordur herhalde diyordum. Ama öğrendim ki daha buğday ekilmeden, toprak ilaçlanıyormuş, arkasından da üç-dört sefer ürün ilaçlanıyormuş... Aynı şey mısır için de, meyve bahçeleri için de yapılıyor. Bu GDO ile ilgili meseleyi tartışırken, “Bebek mamasında GDO var mıdır, yok mudur” diye dünyanın en önemli bebek maması üreticilerinden birisiyle konuştuk. Türkiye’deki en büyük üreticiler ve bu konuda hakikaten çok hassaslar. “Zamanında, Türkiye’den kaşık maması yapılmak üzere yurtdışına ürün gönderelim istedik. Bizim de Türkiye’nin ihracatına bir katkımız olsun diye... Beş ürün seçtik; armut, şeftali, üzüm, böğürtlen ve elma... Anlaşmalı üretim olarak çiftçilerle anlaştık. Şu koşullarda üreteceksiniz, tarım ilacını ancak şu koşullarda kullanacaksınız diye... Sonuçta ürünü aldık. O beş üründen sadece elmaların üçte ikisi kabul edildi, geri kalanların hepsi geri gönderildi” dediler. İnanılır gibi değil ama üzerlerindeki kalıntı miktarı izin verilenin bin kat üzerinde çıkmış.


- Anlaşmalı üretim yapıldığı halde?
Evet. Nakit para veriyorsunuz, ürün üretiliyor, içinizin rahat olması lazım, gönderiyorsunuz, bakıyorsunuz ki izin verilenden öyle birkaç kat fazla değil, bin kat fazla çıkıyor değerler. Dolayısıyla orada da anladık ki, Türkiye’de çok ciddi bir tarım ilacı sorunu var. Yoksa ben Türkiye’deki tarım ilaçlarının analiz sonuçlarını bilmiyorum. Bakanlık sağolsun bugüne kadar hiçbir açıklama yapmadı, yapmıyor.


- Bakan Mehdi Eker, “Artık firma ismi de açıklıyoruz” dedi ama...
Hayır, açıklanmıyor.


- Anlıyamıyorum, bu konu doğrudan halkın sağlığını ilgilendiriyor. Kimler o üreticiler açıklanmalı ki biz de bilelim ve ona göre satın alalım. Üretici de böylece daha vicdanlı ve sağlıklı üretim yapmaya teşvik edilmiş olsun. Bunun mutlaka cezasının olması lazım. Yoksa isteyen istediğini yapar. Görüyoruz, yapıyorlar da zaten...
Kesinlikle doğru. En son süt olayında gördük işte, Bakanımız dedi ki, “Sütlerin bazılarında kanser ve siroza yol açan aflatoksin ve antibiyotik kalıntısı var.” Sonuçta, o süt üreticilerinin isimlerini de biz öğrenemedik...


- Tıpkı bugün tarım ilacını fazla kullanan üreticilerin isimlerini öğrenemediğimiz gibi...
Evet. Sürekli aynı konuyu dile getiriyoruz, “Tarım ilaçları önemli, aman dikkat edin!” diye... Ama bir şey olmuyor... Bakın, iki tür tarım ilacı var. Bunlardan biri böcek ilacı sınıfı, haşerelere karşı, pestisitler. Öbürü de herbisitler, ot ilacı. Ana sorun ilacın doğru kullanılmaması. Ama ikinci bir sorun daha var; ot ilaçlarını gerekli gereksiz her yerde kullanmak gibi çiftçinin bir eğilimi oluşmuş. Çünkü siz bu ilacı attığınız zaman orada artık ot bitmiyor. Çiftçi portakal yetiştirecek. Portakal bahçesine ot ilacı atıyor. O ot ilacı, sistemik ilaç, yani bitkinin bünyesine geçiyor. Bitkinin bünyesine geçtiği zaman hassas olan bitkiyi öldürüyor. Bu ilaçlar çiftçiler arasında “Ot yakan ilaçlar” diye biliniyor... Otları yakıyor, portakal bu ilaçtan etkilenmese bile bünyesine alıyor. Sorun o... Üstelik ihracat için üretilen ürünlerdeki tarım ilaçları yine ehven-i şer oranda. Çünkü daha Bulgaristan sınırında denetime tabi tutuluyor TIR’lar. Denetimden geçemezlerse Türkiye’ye geri yollanıyorlar. Dolayısıyla onların kuralına uymasa da bu ürünler, burada doğrudan iç pazara verilen ürüne oranla çok daha az tarım ilacı içeriyorlar. Bizim iç pazara verilen ürünler ise bir felaket. Ben size ağır örneği söyleyeyim; geçen sene Adana’dan aradılar, bir kanser ilacına ihtiyaç varmış. Bir hormon bu. Gönderdik, birkaç ay sonra haberi geldi. Meğer bu ilacı hastada değil, ağaçlarda kullanıyorlarmış. Eritip limonlara kökten veriyorlarmış. Çünkü bu hormon olgunlaşmayı durduruyor, limonun da olgunlaşmasını durduruyormuş.


- Niye durduruyor ki çiftçi limonun olgunlaşmasını?
Çiftçi limonu alacak simsarı beklerken, limon ağaçta daha fazla olgunlaşmasın diye... Tarım ilacının kullanımı bu boyuta geldiği zaman olayın şekli de değişiyor. Çiftçi diyor ki, “On dönüm bahçem var benim. Ama bunun hepsinin aynı anda olgunlaşmasını istemiyorum. Bazı ilaçlar var, bunları atıyorum, ürünün olgunlaşmasını durdurabiliyorum.” Dolayısıyla çiftçi dönüm dönüm toplayabiliyor ürünü. İyi de, bir şeyin olgunlaşmasını ilaçla durdurduğunuz zaman bunun içinde illa ki bir kalıntı kalır. O kalıntı insanda da olgunlaşmayı durdurucu bir etki yapar. Ne olur, spermler olgunlaşamaz, yumurta olgunlaşamaz. Dolayısıyla bir üreme sorunu, kısırlık ortaya çıkar. Yani biz hastalıkları kendi ellerimizle yaratıyoruz! Sadece o da değil... Şu sıralar inanılmaz bir şekilde kanser vakaları patladı. Biz prostat kanserini kesinlikle 60 yaşın üzeri bilirken, şimdi 40 yaşında da prostat kanserleri var. Meme kanseri olağanüstü arttı. Bundan 15 yıl önce 25 yaşında meme kanseri olmaz diyorduk, şimdi çok fazla var 25 yaşında meme kanseri. Hatta 22-23 yaşında bile gördüm...

21 Aralık 2011 Çarşamba



Başlaması bir dert,bırakması bin dert

Bu minik şirin rengarenk görünen haplar görünenin aksine oldukça tehlikeliler.
Başlarken görülen yan etkiler, bazen bırakırken daha ağır sonuçlara neden olabiliyor.

  Antidepresan ilaçların bırakılması bazı hastalarda tıp dilinde “antidepresan kesilme sendromu” adı verilen bir tabloya neden olur: baş dönmesi, mide bulantısı, baş ağrısı ve sanki grip olmuş gibi bulgular... Bazı hastalar elektrik çarpması gibi bir duygudan bahseder, bazıları da yorgunluk, bitkinlik, uyku sorunları, iç sıkıntısı gibi semptomlarla boğuşmak zorunda kalırlar. Kesilme sendromu şikâyetleri ilacın bırakılmasından sonraki bir iki gün içinde başlayıp uzun zaman sürebiliyor.


DEPRESYON HAPININ YERİNE


Melisa Otunun faydaları ve Tıbbi Etkileri: Sinirleri yatıştırıcı etkileri ile baş ağrısı, migren, baş dönmesi, kulak çınlaması, uykusuzluk, sara ve sinir krizlerinde faydalıdır. İnsanı ferahlatarak depresyon, melankoli, huzursuzluk ve iç sıkıntısını gidermeye yardımcı olur. Kan şekerini ve tansiyonu düşürür.Hıçkırığı keser. Soğuk algınlığı, boğaz ağrısı ve nefes darlığına karşıfaydalıdır. Mide ve bağırsak gazlarını ve ağrılarını giderir. Beyin damarlarını açar ve hafızayı güçlendirir. Kalbi kuvvetlendirir.. Hazımsızlığa iyi gelir. Ciltteki kırışıklıkları azaltır.

20 Şubat 2011 Pazar

BROKOLİ - BROCCOLİ


BROKOLİMİ KOKUYOR EV ANNE..OFFF YAA...)))

ne zaman evde kimse yokken brokoli haşlamaya kalksam
ilk duyduğum kelime bu oluyor, ama napıyım bayılıyorum brokoliye, çiğ , pişmiş hiç farketmiyor, haşlandığı anda bile salatasını yapana kadar epey bi atıştırıyorum :))) genellikle çok hafif haşlayıp tuz ve limonlu sosla lezzetli geliyor, yemeğini yapmıyorum da sevmiyorum da...hani brokolinin lezzeti dağılmasın diye...

biraz da faydalarından bahsedeyimde , 
belki yemeyenler varsa en azından denemek isterler :))))

Yapısında Bulunan Etken Maddeler.
Glukozinolatlar, indoller, sülforafenler, beta karoten, c vitamini, Selenyum, ditiyoltiyonlar, Quersetin, Lutein ve E vitamini brokolinin etken maddelerinden önemlileridir. Ayrıca her sebze ve meyvede önemli sağlık faktörlerinden olan lifli yapı da bu sebzeyi önemli bir yere oturtmaktadır.

Yararlı Olduğu Hastalıklar ve Kullanım Alanları.

- Brokoli; yapısında bulunan Glukozinolatlar sayesinde karaciğer kanserinin engelleyicisidir. Bu maddenin bir çok kanser türünün yanında karaciğer kanserini küçümsenemeyecek oranlarda engellediği klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır.

- Kadınlara has olan bir çeşit östrojen hormonu meme kanserinin oluşumunu artırmaktadır brokolinin yapısında bulunan indoller bu tür östrojen hormonu üzerinde baskılayıcı etkiye sahip olduğundan, meme kanseri riskini düşürmektedir

- Bu mucizevi bitkinin etken maddelerinden birisi de Sülforafendir. Bu kimyasal bağışıklık sistemini kuvvetlendirmektedir.

- C Vitamini bilinen etkilere sahiptir; Bağışıklık sistemini güçlendirmek, oksidasyonu engellemek, demir emilimini hızlandırmak, bağ dokuyu kuvvetlendirmek ve çeşitli hastalıkların iyileştirilmesine destek görevi vermek c vitamininin bu bilinen etkilerindendir.

- selenyum; çok güçlü bir anti oksidandır. Bu madde kan hücrelerinin korunmasında, hücre duvarının güçlendirilmesinde ve bağışıklık sisteminin düzenlenmesinde görev yapar.

- Lutein: Beta karotene benzer bir maddedir. Yeşil yapraklı bitkilerde bulunur ve antioksidan tesir gösterir. Özellikle mavi, yeşil ve ela gözlü insanlarda gözü güneşin zararlı tesirlerinden korur.

- E vitamini: Güçlü bir antioksidandır. Kolesterolün zararlı tesirlerinden kalbi korur. Doğal olarak kanı sulandırıcı tesirleri vardır.

- Brokolinin özel selülozik yapısı: Brokolinin kendine özgü bir lif yapısı vardır. Bu yapı bağırsaklardaki zehirli maddeleri ve ağır metalleri uzaklaştırarak koruyucu tesir gösterir. Ayrıca bu lifli yapı kalın bağırsak kanserini en gelleyici bir etkendir.


Genel Olarak Hangi Hastalıklara İyi Gelmektedir?
  1. Prostat kanserine iyi gelmektedir.
  2. Kanın yapısını düzenlemektedir.
  3. Kadınlarda meme kanserini engellemektedir.
  4. İyi huylu tümör oluşumunu baskılamaktadır.
  5. Yücut hormonlarını düzenlemektedir.
  6. Kolesterolün zararlı etkilerini azaltmaktadır.
  7. Vücutta iyi bir anti oksidandır.
  8. Kanser gelişimini baskılamaktadır.
  9. Bağırsakları düzenler bunu lifli yapısı sayesinde yapar.
  10. Kanı sulandırır kalp üzerinde rahatlatıcı etkisi vardır.
  11. Fertilite (üreme ve doğurganlık) üzerinde olumlu etkileri vardır.
  12. Hamilelik sonrasında emzirme ve süt oluşumunda destekleyici etkileri vardır.
  13. Kadınlarda oluşan demir eksikliğine bağlı kansızlığı azaltır.

 SONUÇ OLARAK HALA OOF YA BROKOLİMİ DİYENLERE ....
sizce bunca bilgiden sonra 
arada bir de olsa brokoli yemek bu kadar zor birşeymi ???

13 Ocak 2011 Perşembe


  Hayatımızda rengarenk anların olduğu kadar, renklerin solduğu zamanlarımızda mevcuttur...
yeterki hayatımızdaki grileşen dönemlerimizde sakın sakın umudumuzu yitirmeyelim. UNUTMAYIN...

Bazen Bitmek Bilmeyen Dertler 

Yağmur Olur Üstüne Yağar; 

Ama 

Rengarenk Gökkuşağı da Yağmurdan Sonra Çıkar        

(Hz. Mevlana)

Safra kesesi karaciğer alt yüzüne yapışık armut şeklinde bir organdır. Tam dolduğu zaman 50 ml safra alır. Karaciğerden salgılanan safra kanallardan geçerek safra kesesine gelir ve burada konsantre edilir ve bekler. Yemek yendiği zaman safrakesesi kasılır ve konsantre safra ince barsağa akar ve yemeklerin sindirilmesine yardım eder.

TAŞ NASIL OLUŞUR?
Safra kesesi taşları Kolestrol ve Pigment taşları olarak ikiye ayrılır. Kolestrol taşları mekanizması tam belli olmayan bir nedenle kolestrolun safra kesesi içine çökmesi nedeni ile oluşurlar. Pigment taşları ,koyu renkli taşlardır ve genelde siroz,safra yolları tıkanıklığı, kan yıkımı olan hastalıklarda görülür.

BESLENME, CİNSİYET, YAŞ, KALITIM GİBİ ETKENLERİN ROLÜ VAR MI?
Safra kesesi taşları bayanlarda erkeklerden 4 misli daha fazla görülür.40 yaş üzerindeki her 8 bayandan birinde safra kesesi taşı görülür.Beyaz tenli ve kilolu bayanlarda görülme sıklığı daha fazladır.


TAŞIN VUCUDA ZARARI NEDİR? NELERE YOL AÇABİLİR?
Hayati tehdit terimini özellikle kullanmaktayız.Çünkü çalışmalar göstermektedirki; taş hastalığı olan hastaların %85 inde komplikasyon dediğimiz ve sonuçları gerçekten üzücü olan yan etkiler görülür.
Taşlı safra kesesinin iltihabı sonucu kesenin delinmesi ile safra ve cerahatin karın boşluğuna dökülmesi ameliyat edilmediği taktirde ölümle sonuçlanan bir durumdur.Yine küçük taşların ana safra kanalına kaçmaları ve bu kanalın kalem ucu kadar olan alt ucunu tıkamaları sonucu oluşan tıkanma sarılığı veya cerrahi sarılık acil tedavi edilmediği takdirde çok kısa sürede ölümle sonuçlanan bir diğer durumdur.
Yine safra kesesindeki küçük taşların ana safra kanalının alt ucunda pankreas bezine ait kanalı tıkamaları sonucu oluşan pankreatit de tedavi edilmediğinde %50 ölümle sonuçlanır.
Bir başka önemli yan etkide safra kesesi kanserleridir.Bu kanserlerde %95 oranında kesede taş mevcuttur. Buda safra kesesi kanserleri ile safra kesesi taşları arasında çok sıkı bir ilişkinin var olduğunu göstermektedir. 

SAFRA KESESİ TAŞLARININ BELİRTİLERİ:
Bu hastalarda her hangi bir hastalığa özel olmayan; karın ağrıları, hazımsızlık, şişkinlik,ekşime,yanma gibi sindirim sistemine ait yakınmalar olur.
Bazen hastalarda omuz ve sırt ağrıları uzun yıllar romatizma zannedilerek tedavi edilir. Eskiler buna safra kesesi romatizması derlerdi.Doğrusu hiçde haksız değillerdi.
Geçmişte olduğu gibi günümüzde de çok sık rastlanan bir yanılgı safra kesesi hastalarının kalp hastalığı varmışçasına değerlendirilip tedavi edilmeleridir.Burada gerçekten mevcut olan safra kesesi ile kalp koronerleri arasındaki refleks cevap kese hastalığının kalp hastalığı bulguları ile ortaya çıkmasına yol açar. Bunlardaki göğus ağrıları, sıkıntı, hatta elektrokardiografideki bozukluklar enfarktüs zannedilir. Bunlara uzun yıllar kalp ile ilgili tetkik ve tedaviler uygulanır, oysa safra kesesi kalbi denilen bu sıkıntılar safra kesesinin çıkartılması ile son bulur.

İLAÇLA TEDAVİSİ MÜMKÜNMÜ?
Hayır, safra kesesi taşlarının ilaç tedavisi yok. Tek tedavi ameliyattır.

AMELİYATIN ALTERNATİFİ VAR MI?
Alternatif yok.Ameliyat olmak şarttır.

AMELİYAT EDİLMEDİĞİ TAKDİRDE SONUÇLARI NELERDİR? 
Taşlı safra keseleri ameliyat edilmediği takdirde tıkanıp , şişip ve delinebilir.Tıkanma sarılığı ve buna bağlı karaciğerin bozulmasına neden olabilir. Uzun süre safra kesesinde taş olan hastalarda safra kesesinde kanser gelişme riski vardır,bu saydığımız komplikasyonların hepsi olüm nedeni olabilir.
En çok korkulan komplikasyon ,taşın safra kesesinden safra yoluna düşüp ve pankreasın ağzını tıkayıp ve pankreatite neden olmasıdır ki en çok korkulan komplikasyondur ve ölüm riski çok fazladır.
SAĞLIKLI VE MUTLU GÜNLER DİLERİM

11 Mayıs 2010 Salı

GEÇTİĞİMİZ HAFTA ANNEMİN DÜŞEREK KOLUNU KIRMASI SONUCU,
ARDINDAN ACİLEN AMELİYATA ALINMASI VE  OMUZ KISMINA PLATİN TAKILMASINDAN DOLAYI, DOĞUM GÜNÜM OLAN 6 MAYIS I VE 9 MAYIS ANNELER GÜNÜNÜ , MALESEF HASTANEDE GEÇİRDİK, ŞÜKÜR Kİ AMELİYAT İYİ GEÇTİ VE TOPARLANMAYA BAŞLADI.GEÇMİŞ OLSUN ANNECİM VE ANNELER GÜNÜN KUTLU OLSUN
ZİYARETİME GELEN TÜM ARKADAŞLARIMA TEŞEKKÜR EDİYORUM.
TÜM ANNELERİN VE ANNE ADAYLARININ GEÇMİŞ ANNELER GÜNÜNÜ KUTLARIM

29 Eylül 2009 Salı


ET KABAĞI
PİRİNÇ
SALÇA
DEREOTU
KURU SOĞAN
KARABİBER
KİMYON
TUZ
SIVIYAĞ


Sıvıyağda kuru soğanlar pembeleşinceye kadar kavrulur, salça ilave edilip biraz daha karıştırılır.
Küp küp doğranmış kabaklar ilave edilir, sulandıktan sonra pirinç ve baharatlar katılır,üzerine biraz sıcak su dökülüp,pirinçlerin pişmesi beklenir.Pirinçler piştikten sonra doğranmış dereotu katılıp dinlenmeye bırakılır. Servis yapmadan önce üzerine sarmısaklı yoğurt dökülüp afiyetle yenir.

30 Nisan 2009 Perşembe

MSG İÇEREN GIDALARA DİKKAT!!!

MSG NEDİR?...
MSG adında bir yiyecek katkı maddesi var. MONO SODYUM GLUTAMAT
Yiyeceklere katıldığında, o yiyeceğin tadının beyin tarafından güzel Olarak algılanmasını sağlıyor. Tatlı, tuzlu, acı fark etmiyor.Hangi yiyeceğe katılırsa lezzetliymiş gibi geliyor. O yüzden gıda üreticilerinin bir çoğu MSG'yi karlı olduğu için kullanıyorlar.
MSG NİN ZARARLARI
Sinir hücrelerine zarar veriyor.
Merkezi sinir sistemi tahribatı ve buna bağlı olarak ALZHEİMER, PARKİNSON, HUNTİNGTON hastalıkları,
SARA (Epilepsi)
Retinal dejenerasyon (Göz retina tabakası hasarı)
Yağ birikimi, doyma mekanizmasında bozukluk, obezite.
Büyüme hormonu baskılanması.
Pankreas hasarı, insülinde artış, ve buna bağlı diyabet.
Böbrek ve karaciğerde ciddi hasarlar..
Bu madde hamilelerde plasenta bariyerini geçebiliyor, anne karnındaki bebek de aynı tahribatlara maruz kalıyor.
Özellikle çocuklarımızın hatta büyüklerin de çok severek yediği
CİPS' lerde çok kullanılmakta.
Hazır köfte harçları,
Et suyu tabletleri,
Hazır çorbalar,
Dondurmalar,
renkli yoğurtlar ve benzeri bir çok üründe var
Bu mamulleri üretenler !....Kendi ürettiklerini asla yemezler, içmezler. Onların gıdaları organik ve doğaldır.
Son zamanlarda organik tarım yapan çok güçlü özel şirketler türedi, burada itina ile yetiştirilen ürünleri semt pazarlarında göreniniz var mı?
Gelelim genel sağlık boyutuna;Son 25 yıla dikkatle göz atacak olursak, çocuk yaşta diyaliz cihazına bağlı yaşamaya mahkum edilenler, çok küçük yaşta şeker hastalığı ile tanışan çocuklar, obez çocuklar, asabi çocuklar, 9-10 yaşında buluğ çağına girenler, çeşitli nedenlerle engelli doğanlar ve bu sayının ülke nüfusunun % 12'sine çıkması ve benzerleri.
Şimdiki eğitim sistemimiz endüstri, tarım, genel kültür alanındayetersiz kaldığından, yeni nesiller tehlikenin farkında değildirler.
YARIN ÇOK GEÇ OLMADAN !.....

25 Nisan 2009 Cumartesi

SİGARASIZ BİR DÜNYA İSTİYORUM
DİKKAT; bu yazı içenlere SİTEM dir.



Terör yılda 2-3 bin insanımızın

Trafik terörü yılda 6-7 bin insanımızın

Sigara terörü yılda 100 bin insanımızın hayatına mal olmaktadır.


SİGARA TİRYAKİLERİNİN SİGARA İÇERKEN SAVUNDUKLARI YANLIŞ İNANIŞLAR

SİNİRLERİMİ YATIŞTIRIYOR

BENİ CANLANDIRIYOR

SIKINTILARIMI GİDERİYOR (çok yazık)

DÜŞÜNMEME YARDIM EDİYOR (onsuz düşünemiyorsan YAZIKLAR OLSUN)

KENDİME OLAN GÜVENİMİ ARTTIRIYOR (biz de inandık)

Sizce yaşam bu kadar değersiz mi ?
Sigaranın neden olduğu en önemli hastalık grubu kanserlerdir. Sigara, akciğer kanseri başta olmak üzere soluk borusu, gırtlak, ağız, dil, dudak, yemek borusu, mide, pankreas, mesane, böbrek ve kadınlarda rahim ağzı kanserlerine neden olmaktadır. Tüm kanser ölümlerinin % 30 unun, akciğer kanserinden ölümlerin ise % 90 ının nedeni sigaradır. Günde 1 paket sigara içen birinde akciğer kanserine yakalanma riski hiç içmeyen birine oranla 20 kat fazladır.
KALP VE KAN DOLAŞIMI HASTALIKLARI

Kalp Krizi

Damar Tıkanması

Kangren

SOLUNUM YOLLARI HASTALIKLARI

Akciğer ve solunum yollarında sürekli enfeksiyon sonucu tahribat

Bronşit

Amfizem

Astım

KANSER

Akciğer

Yemek borusu

Ağız içi

Burun, boğaz

Gırtlak

Pankreas

Böbrek

Lösemi

DİĞER ZARARLARI


Ülser (mide ve on iki parmak bağırsağı)

Erkeklerde iktidarsızlık ve kısırlık

Kadınlarda erken menopoz ve kısırlık

Prematüre doğum / düşük tehlikesi

Cildin erken yaşlanması

Tat ve koku alma duyularında azalma

Sosyal soyutlanma

Sigara kullanmanın parasal maliyetleri

(aylık sigara paranıza evinize neler alabileceğiniz hesabını hiç yaptınız mı)

TABİİ Kİ SİGARANIN FAYDALARI DA VAR...

Sigara içeni köpek ısırmaz; çünkü yanında baston taşır.

Evine hırsız girmez; çünkü sabahlara kadar öksürür.

Üzerine sinek konmaz,çünkü nikotin kokar.

fazla yorulmaz çünkü tıkanacağını bilir.

yürümek için zorlanmaz, çünkü zamanla tekerlekli sandalye kullanır.

ihtiyarlamaz çünkü sevdiklerine çabuk ulaşır.

farklı renklerde olurlar, dişleri ve bıyıkları sarı olur.

kuş gibi hafif olurlar,çünkü zaman içerisinde el ve ayak parmakları v.s kesilir.

NOT: BELKİ DE CANIMIN İÇİ BABACIĞIM SİGARA İÇMESEYDİ HAYATTA OLACAKTI.

AYRICA SİGARA YÜZÜNDEN TANIDIKLARIMIN KİMİNİN CANLARINI ,

KİMİNİN VÜCUTLARINDAN NELER KAYBETTİĞİNİN GÖZCÜSÜ OLDUM.

ÇOCUKLUK VE GENÇLİK YILLARIMDA EVİMİZDE ANNEM VE BABAM TARAFINDAN SİGARA İÇİLİRDİ. BABAM HERZAMAN YANLIŞ BİRŞEY OLDUĞUNU, ZARARLARINI, YAPTIĞI YANLIŞI ANLATIRDI AMA BİR TÜRLÜ KURTULAMAZDI.EVİMİZİN HER KÖŞESİNDE DURAN SİGARALIKLARDA SİGARALAR DOLUYDU, ASLA BİR KISITLAMA VE TEHDİT YOKTU, AMA ŞÜKÜRLER OLSUN Kİ KARDEŞİM VE BEN SİGARAYA DÜŞMAN BÜYÜDÜK.

VE HALA DA DÜŞMANIZ.

BIRAKIRIM DİYORSUN, NEDEN ŞİMDİ DENEMİYORSUN...
TÜM BLOG ARKADAŞLARIMIN DESTEKLERİNİ BEKLİYORUM.

11 Kasım 2008 Salı

MEŞHUR TOSYA PİLAVI


öncelikle yapılışını yazalım daha sonra sizlere TOSYA PİRİNCİ hakkında bilgi vermek istiyorum.
Pirincimizi 1 saat önceden ılık ve tuzlu suyla ıslatıyoruz.Tosya pirinci ıslatılarak pişirilir, diğer memleketlerde yapıldığı gibi kavurularak pişirilmez.
Daha sonra 1 saattir ıslatılmış olan pirincimizi 3-4 defa bol soğuk suyla yıkıyoruz, yıkanırken elle ovulmaması gerekiyor. Ölçtüğünüz 1 ölçüye göre, pirincinizin markasına göre (benim pişirdiğim sarıkılçık) tencerenize suyunuzu koyup kaynatıyorsunuz, kaynayan suya pirincinizi ve tuzunuzu ilave edip önce hızlı ateşte pişiriyor ve pilav tamamen suyunu çekmeye yakın, göz göz olmaya başlayınca ateşi iyice kısıyoruz, yavaş ateşte pilavımız pişerken tavamıza tereyağımızı koyup kızdıralım, pilav iyice suyunu çekip pişince üzerine kızdırılmış tereyağımızı döküyoruz,
5 dk bekleyip tahta kaşığımızın sapıyla yavaşca karıştırıyoruz (tahta kaşığın sapıyla karıştırılmasının amacı tane tane pişmiş pilavımızın ezilip yapışmaması için)
pilavımız servise hazırdır. AFİYET OLSUN

TOSYA, tarihte İpek yolu diye bilinen bugünkü Samsun - İstanbul karayolu (E 80)üzerine kurulu, Kastamonu iline bağlı bir ilçedir. Ilgaz dağları eteklerinde Köroğlu dağına doğrudur.

"Tosya Pirinci"Devrez ovasında yer alan toprağın yapısı bu özel pirinç çeşitlerinin bu yöreye has bir özelliğe sahip olmasına sebep olmuştur,buradaki alüvyal alanlar çeltik için temel ekim alanıdır. . Türkiye'nin ilk Pirinç fabrikası da Atatürk'ün desteğiyle ilçede kurulmuştur.

Pirinç çeşitlerine gelince :

SARIKILÇIK : 1'e 1.5 ölçü su

YAŞAR : 1'e 1 ölçü su

MARATELLİ : 1'e 1 ölçü su

AKÇELTİK : 1'e 1.5 ölçü su

RİBA : 1'e 1 ölçü su

Tosya pirinci iri ve şeffaf değildir.

AMA LEZZETİ DE HER PİRİNÇLE AYNI DEĞİLDİR...

16 Ekim 2008 Perşembe



Tosya'mızda özellikle Ramazan aylarında mahalle aralarında veya bazı evlerin alt katlarında taş fırınlarda, caba denilen kablarda pişirilen keşkek,patates,et...


KEŞKEK
keşkeklik buğday (akşamdan ıslatılmış)
parça et
salça
soğan
karabiber,kimyon,tuz,üstünü kapatacak kadar su
hepsi beraber cabaya konulup,sabahın erken saatlerinde mahalle fırınlarına götürülür,benim böyle bir imkanım olmadığı için iç malzemeyi aynen evde düdüklü tencereme yerleştirip yaklaşık 4,5 - 5 saat ocakta pişiriyorum,ocaktan indirdikten sonra parça eti,küçük parçalara ayırıp,pişen keşkeği iyice tahta kaşıkla eziyorsunuz,servis tabağına alıp,üzerine kızdırılmış tereyağ döküyorsunuz.Tabii taş fırınlarda pişen keşkek,servis tabağına alınmaz,tadıyla cabadan yenilmesi gerekir.
Parça etler,yemeklik doğranmış soğan,karabiber,kimyon,tuz hepsi beraber cabaya yerleştirilir.


Bizim en çok sevdiğimiz patates ise,kalın dilimler halinde kesilir,salçalı su konulur.
 Tarifimi yöresel lezzetler etkinliği için sevgili safiyece arkadaşıma gönderiyorum ve kolay gelsin demek istiyorum..

6 Ekim 2008 Pazartesi


malzemeler
````````````
1.5 su bardağı süt
1 su bardağı sıvı yağ
2 yumurta
aldığı kadar un
~~~~~~~~~~
şerbeti
3 su bardağı şeker
3 su bardağı su
1 yemek kaşığı limon suyu



yapılışı
un elenir,ortası açılıp malzemeler konulup karıştırılır.Un miktarı kulak memesi kıvamına gelinceye kadar azar azar ilave edilir, Pürüzsüz bir hamur elde edilip, yarım saat üzerine nemli bir bez örtülerek dinlendirilir.
Hamur 3 e bölünür, her parça 22 parçaya tekrar bölünür, 22 parça tek tek tabak büyüklüğünde merdane ile açılır, açılan her parçanın yapışmaması için aralarına nişasta serpiyoruz. tüm parçaların açımı bitince 22 parçanın tümünü alıp hepsini beraber tepsimizin boyuna göre açıyoruz, ilk katımızı yağlanmış tepsiye koyup bolllllca dövülmüş cevizimizden döküyoruz, diğerlerini de aynı şekilde yapıp,aralarına cevizlerimizi döküyoruz, açma işlemi bitince baklavamızı kare kare kesiyoruz, kestiğimiz parçaları fotoğraftaki gibi üçgen katlayıp tepsimize güzelce yerleştiriyoruz, üzerine kızdırılmış biraz sıvı, biraz katı yağı döküyoruz.
180-200 derece fırında içininde iyi pişmesi için ağır ağır pişiriyoruz.
Diğer tarafta şeker ve suyumuzu kaynatıp kıvamlı bir şerbet hazırlıyoruz.
baklavamız piştikten sonra soğutuyoruz, ılık şerbeti üzerine döküyoruz.
AFİYET OLSUN.

12 Mayıs 2008 Pazartesi

merhaba arkadaşlar bugün sabah kızımı doktora götürdüm ve suçiçeği çıkardığını öğrendim,baharın geldiğini ve etrafta yeni filizlenen çiçekleri görünce galiba biraz kıskançlık yaptı benim meleğim :-))


Su Çiçeği Hakkında Bilmeniz Gerekenler
Suçiçeği, aşı ile korunabilen bir hastalıktır. Suçiçeği, bulaşma özelliği en yüksek olan hastalıktır. “Varisella-Zoster Virüsü” adı verilen bir mikrobun neden olduğu suçiçeği, çocukluk döneminin en sık görülen bulaşıcı hastalıklarından biridir.Suçiçeği geçirmekte olan bir hasta, kapalı bir ortamda bu hastalığa bağışıklığı olmayan bir kişi ile bir saat süreliğine bir arada bulunursa, hastalığı bulaştırma şansı %96 gibi yüksek bir orandadır. Bu nedenle suçiçeğine, “Koridor Enfeksiyonu” da denilmektedir.


Hastalık Hangi Mevsimlerde Daha Sık Görülür?


Suçiçeğinin en sık ortaya çıktığı dönem, kış mevsiminin sonları ve ilkbaharın başlarıdır.Suçiçeği en çok hangi yaşlarda görülür?Hastalık genellikle, 1 - 10 yaşları arasında sık görülür. Kreşe giden çocuklarda 1-5 yaşlarında, gitmeyenlerde ise ilköğretim çağında daha sık rastlanır.
Yetişkinlerde Görülebilir mi?
Bulaşıcı olmasından dolayı, insanların çoğu suçiçeğini çocukluk döneminde geçirir ancak nadir de olsa, yetişkinlerde de suçiçeği vakasına rastlanmaktadır.Ne yazık ki ileri yaşlarda geçirilen suçiçeği genellikle daha ağır olmakla beraber özellikle sigara içenlerde zatürreye dönüşebilir ve ölüm oranı daha yüksektir.Suçiçeği virüsü, hastalık geçtikten sonra vücuttan tamamen atılmaz. Sinir uçlarına yerleşir ve zamanla hastalık, kullanılan ilaçlar, yorgunluk, yaşlanma gibi bağışıklığı zayıflatan nedenlerle sinir boyunca ilerleyip deriye ulaşarak o bölgede kaşıntılı, ağrılı ve suçiçeğindekine benzeyen içi sıvı dolu kabarcıklara sebep olur. Bu hastalığa da “zona” denir. Yani zona ve suçiçeğinin etkeni aynı mikroptur.


Suçiçeğinin Bulguları Nelerdir?


Hastalığın tipik klinik bulgusu döküntüdür. Mikrobu aldıktan 14-21 gün sonra ortaya çıkar. Önce ateş başlar, arkasından vücudun değişik bölgelerinde kızarıklık şeklinde döküntü meydana gelir.Bu döküntüler daha sonra kabararak içi sıvı dolu, kaşıntılı kabarıkcıklar halini alırlar. 7-10 gün içerisinde kabuklanma görülür ve kabuğun kendiliğinden dökülmesi ile o bölgede açık renkli bir iz kalır.Kabarcık döneminde başka bir mikropla iltihaplanma olmazsa, hastalık sonunda iz bırakmadan iyileşir. Döküntünün en önemli özelliği, farklı evrelerdeki döküntülerin (kızarıklık, kabarıklık, içi sıvı dolu kabarcık ve kabuklanma) aynı anda görülmesidir.


Suçiçeği geçirirken nelere dikkat edilmelidir?


Suçiçeği geçiren kişiler Aspirin kullanmamalıdır. Döküntülerin içinde mikrop bulunduğundan ve kabarcıklar patlatılırsa etrafa yayılabileceğinden, hastalara krem gibi ilaçların sürülmesi doğru değildir. Kaşınma sonucu açılan kabarcıklara, dışarıdan başka mikroplar girebileceği ve bunun sonucunda ciddi hastalıklar ortaya çıkabileceği için kaşınmayı azaltan, ağızdan alınan ilaçlar kullanılabilir.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...