gündem

Bumerang - Yazarkafe

...

...

28 Mart 2012 Çarşamba

ÇİKOLATA SOSLU MUFFİN (TOP) KEK


2 yumurta
4 kahve fincanı şeker
2 kahve fincanı sıvıyağ
2 kahve fincanı yoğurt
6 kahve fincanı un
1 pk kabartma tozu
2 yemek kaşığı kakao
damla çikolata
çikolata sosu


Yumurtaları ve şekeri iyice çırpalım ...köpürünce yoğurt ve sıvı yağıda ekleyelim,son olarak elenmiş un kabartma tozunu ve kakaosunuda ekleyip kısa süreli çırpalım ve yağlanmış silikon muffin kalıplarına iki çorba kaşığı dökelim.Üzerine damla çikolata koyalım.
(Bu ölçülerden ortalama 24 adet muffin çıkıyor.)

180 derecede önceden ısıtılmış fırında 20-25 dk pişirelim.Fırından çıkan muffin lerimizi biraz ılıyınca kalıplarından çıkarıp, üzerlerini çikolata sosuyla süsleyelim.
AFİYET OLSUN

22 Mart 2012 Perşembe

Günün birinde yolu bir dergâha düsen kendi halinde bir adam, dergâhta, bir Mevlevi ile bir Bektaşi”nin sohbet ettiklerini görünce yanlarına yaklaşır. Kendini tanıtır ve dergâhı merak ettiğini, nasıl zikir edildiğini izlemek için geldiğini söyler.

Erenler başlar adama çeşitli nasihatlerde bulunmaya, her biri kendi yolunu mümkün olan en tatlı dille anlatmaya çalışır.

Adam bir yandan onları dinlerken, bir yandan da gözleri onların giysilerine takılır.

Mevlevi’nin giydiği kıyafette kollar o kadar geniş ve uzundur ki hem içine üç kişinin birden kolu sığabilir, hem de uzun olduğu için yalnızca kolları değil, elleri de kapatmaktadır.

Bektaşi’nin kıyafetinde ise tam tersi bir durum vardır.
Elbisenin kolu daracıktır, neredeyse tene yapışmıştır; üstelik kısa olduğu için, eller ta bileklere kadar açıktır.

Bu duruma hayret eden adam, sebebini öğrenmek ister.


Büyük merakla, önce Mevlevi’ye sorar:
“Pirim, kıyafetinizin kolları neden o kadar geniş ve uzun; bunun özel bir sebebi var mı?”

Mevlevi hiç beklemediği bu soru karşısında oldukça şaşırır.

İki kolunu da biraz yukarıya kaldırır, sonra ellerini birleştirerek kollarını daire sekline getirir ve şöyle der:

“Evet, özel bir sebebi vardır. Çünkü biz insanların günahlarını, ayıplarını, kusurlarını örteriz. Başkaları görmesin diye üzerini kapatırız.”

Yanıttan oldukça hoşnut olan adam ayni merakla bu kez Bektaşi”ye döner:

“Peki ya siz, pirim? Sizin kıyafetinizin kolları neden bu kadar dar ve kısa?
Siz insanların günahları ve ayıplarını örtmez misiniz?”


Bektaşi kendi kollarına bakar, birkaç saniyelik bir dalgınlıktan sonra gülümser ve adama bakarak şöyle der:
“Biz mi? Bizim geniş kıyafetlere ihtiyacımız yoktur.
Çünkü biz insanların günahlarını ve kusurlarını görmeyiz.”

Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilirler...HZ.MEVLANA 

16 Mart 2012 Cuma




ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer,
O ne müthiş tipidir, savrulur enkazı beşer.

Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Kafa göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak
Vurulup, tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna yarap ne güneşler batıyor.

Ey bu topraklar için toprağa düşmüş asker
Gökten ecdat inerek öpse o pak alnı değer.
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
Gömelim gel seni tarihe desem sığmazsın.


MEHMET AKİF ERSOY

9 Mart 2012 Cuma

Öncelikle yorumumu belirtmeden önce şunu söylemek istiyorum.Herşeyden önce büyük bir emek var ortada, her ne kadar senaryo tarih te olsa emek ve maliyet belliki yüksek, ne diyim EMEKLERİNE SAĞLIK...ama
Büyük umut ve heyacanla gitmiştim, şöyle tarihimizi doya doya seyredeyim diye, ama benim kendi fikrim; yönetmeni ya tarihimizi eksik biliyor ya da Türklere değil dünyaya yaranabilmek için asıl önemli olayları esgeçmiş olmalı. Padişah film boyunca odasındaki yere serdiği haritanın üzerinde gezinip duruyor,
savaş sahnelerimizde  mehter marşı, hatta sesi bile yok(Asıl ordumuzu galeyena getiren bu ses nasıl kullanılmaz)... Askerlerimiz ölüyor  şahadet yok... Ulubatlı Hasan Fatih ten ön planda ,Ulubatlı nın dövüş sahnelerinde  hangisi Hasan belli değil... 
Fatih in tesbihini koparıp üzerinde zıpladığı sahne oyuncağı kırılmış çocuğun hareketleri gibi oldukça basit olmuş.İstanbul un Fethi tarihteki büyüklüğü bu filmde hiç te başarılı yansıtılmamış.Bunlar göze çarpan olumsuzluklar.Tabii ki böyle bir film çekilmiş,emek verilmiş,yüklü bir bütçe ayrılmış,keşkee tarihçilerden daha net bilgi alınsa,tarihimiz daha detaylı incelenipte yapılsaydı bu film üzerine tek kelime laf söylenemezdi bence.

4 Mart 2012 Pazar

Sonsuz bir karanlığın içinden doğdum. Işığı gördüm, korktum. Ağladım.
Zamanla ışıkta yaşamayı öğrendim. 
Karanlığı gördüm, korktum.

Gün geldi sonsuz karanlığa ugurladim sevdiklerimi...

Ağladım.
* * *


Yaşamayı öğrendim.

Dogumun, hayatın bitmeye başladığı an olduğunu;
aradaki bölümün, ölümden çalinan zamanlar olduğunu öğrendim.
* * *
Zamani öğrendim.
Yaristim onunla...
Zamanla yarisilmayacagini, zamanla barisilacagini, zamanla öğrendim...
* * * 

Insani öğrendim.
Sonra insanlarin içinde iyiler ve Kötüler olduğunu...
Sonra da her insanın içinde iyilik ve kötülük bulunduğunu öğrendim.

Sevmeyi öğrendim.
Sonra güvenmeyi...
Sonra da güvenin sevgiden daha Kalici olduğunu,
sevginin güvenin sağlam zemini üzerine kuruldugunu öğrendim.
* * *
Insan tenini öğrendim.
Sonra tenin altnda bir ruh bulunduğunu...
Sonra da ruhun aslında tenin üstünde olduğunu öğrendim.
* * *
Evreni öğrendim.
Sonra evreni aydinlatmanin yollarını öğrendim.
Sonunda evreni aydinlatabilmek için önce çevreni aydinlatabilmek gerektigini öğrendim.
* * * 
Ekmeği öğrendim.
Sonra barış için ekmeğin bolca Üretilmesi gerektigini...
Sonra da ekmeği hakça ülesmenin, 
bolca üretmek kadar önemli olduğunu öğrendim.

Okumayi öğrendim.
Kendime yazıyı ögrettim sonra...
Ve bir süre sonra yazı, kendimi öğretti bana...
* * *
Gitmeyi öğrendim.
Sonra dayanamayıp dönmeyi...
Daha da sonra kendime rağmen gitmeyi...
* * *
Dünyaya tek başına meydan okumayi öğrendim genç yaşta ...
Sonra kalabaliklarla birlikte yürümek gerektiği fikrine vardim.
Sonra da asil yürüyüsün kalabaliklara karşı olması gerektigine aydim.
* * *
Düsünmeyi öğrendim.
Sonra Kalıplar içinde düsünmeyi öğrendim.
Sonra saglikli düsünmenin KALIPLARI yikarak düsünmek olduğunu öğrendim.

Gerçeği öğrendim bir gün...
Ve gerçeğin acı olduğunu...
Sonra dozunda Acının, 
yemege olduğu kadar hayata da lezzet kattigini öğrendim.
* * * 
Her canlinin ölümü tadacagini, 
ama sadece bazılarının Hayati tadacagini öğrendim.
* * *
Ben dostlarımı ne kalbimle nede aklımla severim.
Olur ya...
Kalp durur...
Akıl unutur...
Ben dostlarımı ruhumla severim.
O ne durur, ne de unutur...
Hz. Mevlana



Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...